4. sayımızla herkese merhaba. Çıktığımız bu yolda hız kesmeden her hafta sizlerle buluşmaya devam ediyoruz.
Yorgunluğumuzu alan bizi güçlü kılan ise sizlerden gelen olumlu geri dönüşler. Elbette eleştiri ve önerilerinize de sonuna kadar açık olduğumuzu belirtelim. Keşke toplumda bu kadar kutuplaşmamış olsa da öneri ve eleştirilere açık olsa. Tüm Dünya’da olduğu gibi Ülkemizde de yüz yılda yaşanacak bir pandemi dönemi atlattı. Hayatın resmen durduğu bu süreci vatandaş devlet desteği ile az hasarla atlatmış olsa da özellikle ticaret yapanlar halen o dönemden kalan yaraları sarmaya çalışıyor.
Elbette büyük badireler atlatan büyük Türkiye Cumhuriyeti bu sıkıntılı sürecide atlatacak. Ancak bir türlü anlam veremediğim konu belli bir grubun dışarıdan kurtarıcı beklemesi. Devamlı yurt dışındaki siyasi ve iktisadi politikanın örnek verilmesi. Bu düşünce yapısı Türk toplumuna verilecek en büyük zarardır. Ülkemiz emperyalist ülkeler tarafından kuşatıldığında yine bu toprakların bağrından çıkan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları savaşıp bize bu yurdu kazandırdı.
Şimdi ekonomik sıkıntılar var diye işgalci emperyalist ülkelerden medet ummak hangi aklın eseri olabilir. Ülke olarak bu sıkıntıları aşmanın tek yolu rahmetli Sakıp Sabancı’nın da dediği gibi “ÜRETMEK, ÜRETMEK, ÜRETMEK” Emin olun başka bir çaremiz yok. Çiftçimiz ekmezse fabrikamız üretmezse emekçimiz alın terini dökmez ise sıkıntılar yakamızı bırakmaz. Devamlı örnekler verilen Avrupa ülkelerini yakından inceleyin tedavi olma hakkı bile sınıflandırılmış emekçilerin robotlaştırıldığı bir sistem. Ülkemizin daha ileriye gitmesinin daha refah ekonomiye sahip olmasının tek yolu, öz kaynaklarımız ile daha sıkı çalışıp daha çok üretmekten geçiyor. Unutmayalım ki bizim tek dostumuz yine biziz.












