Bireysel mücadele sporlarının çilesi kilo düşmektir. Güreş, boks, tekvando, karate, halter gibi branşlarda özellikle hafif sıkletlerdeki sporcuların olmazsa olmaz gerçeğidir ne yazıkki. Eğer sporcu kilo düşmez geldiği kiloda yarışırsa, üst sıkletten düşen sporculara gücü yetmediği için yenilmesi kaçınılmaz olur. Her sporcu için geçerli değildir elbet ama yüzde 80-85’i kilo düşmektedir. Peki kilo nasıl düşülür? Kendi güreş hayatımdan örnekler vereceğim. Normal dönemde 66 kilo geldiğim ama 60 kiloya inmem gerektiğinde müsabakaya iki hafta kala kilo düşme maceram başlardı. Aslında doğrusu en az bir aylık sürece yaymak. Mesela Serkan Özden uzun döneme yayarak 96 kilodan 22 kilo düşüp 74’te güreşmiş ve Avrupa ikincisi olmuştu.
Neyse İlk hafta başta tahıl grubu olmak üzere yiyeceklerden kesilir ve antrenmanlarda daha çok terlemek için alt-üst eşofman ile yağmurluk giyerdim ve eğer sauna varsa çift antrenmanın biri saunada olur. O zamanlar kilo düşme işini bilimsel temellere oturtarak yapamadığımız için bizden önceki abilerimiz nasıl kültür oluşturmuşsa bizde o şekilde kilo düşerdik. Bir antrenmanda 1.5-2 kilo civarı atardık, ertesi gün antrenmana kadar en fazla iki kilo yiyecek ve sıvı almaya gayret gösterirdik. Böyle durumlarda bizi en çok sevindiren şey tuvalet ihtiyacımızın gelmesiydi. Çünkü vücut ne kadar boşaltım yaparsa o kadar sıvı ya da yiyecek yeme hakkı elde ediyorduk. Kaç gram boşaltım yaptığını nerden biliyorsun diye sorarsanız bu işin profesyoneli olmuştuk. Çorabın, tişörtün, eşofmanın hatta önümüze konan yemeğin bile kaç gram geldiğini dahi kafadan hesaplayabiliyoruz. Neyse 6 kilom vardı 3 kilosu ilk hafta bu şekilde gitti.
Zor olan kısma geldik. Çok yiyecek alamadığımız için vücut enerji üretmiyor ve antrenmanda ter ile kilo atma işi yarı yarıya azalıyordu. Enerji olmadığı için alternatif terleme yöntemleri ya battaniye altı ya da sauna. Saunada oturarak terlemiyoruz yanlış anlaşılmasın saunada da hareket etmezsek ter çıkmıyor. Yemeklerde ise özellikle son hafta çok az kahvaltı, öğle yemeği bir porsiyon et ya da tavuk haşlama, akşam yemeğinde ise sadece bir kase ballı yoğurt. Sıvı alımını dahi oldukça azaltıyoruz. Son üç gün ise vücutta nerdeyse ter kalmadığı için ve zaten antrenman yapmaya da hiç enerji kalmadığı için ne yazık ki ismini buraya yazmayacağım ilaçlar kullanıyorduk. Bu ilaçlar vücuttaki özellikle böbreklerdeki sıvıyı mesaneye gönderiyor ve idrar yoluyla vücuttan atmayı sağlıyordu.
Son derece zararlı ama kültür oluşmuş ve gençlik kafası çok düşünülmüyor vücuda vereceği zararı. Tek hedef var 60’a düşmek. Bu ilacı genelde son gün 500 gramdan fazla kilomuz kaldığında kullanıyorduk. İlacı kullandıktan sonra vücutta su kalmadığı için her tarafımıza kramp girerdi. Tartı saati akşam 18.00’de yapılırdı müsabaka ertesi gün sabah 10.00 gibi başlardı. Güreşte şimdiki uygulama böyle değil sporcu sabah tartılır 1-2 saat sonra müsabakaya çıkar o yüzden günümüzde çok kilo düşmüyor güreşçiler. Neyse tartıdan sonra öyle bir yüklenirdik ki yemeğe fazla yemekten oturduğumuz yerden kalkamazdık. Ertesi gün müsabakada yenilirsek bahanemiz çok kilo düşmek olurdu.
2008 yılında Türkiye şampiyonasına 66 kilodan 60’a düştüm. Şampiyona da 3.lük maçında kaybettim buna rağmen milli takım kampına çağrıldım. Kampta mükemmel yemekler ve antrenmanlar vardı. 64 kilo gittiğim kapta 70 kilo oldum. Bu seferde 66 kiloya düşmeye başladım. 66 kilo o zamanlar Türkiye’nin en iyi olduğu sıkletti. Çünkü Avrupa Dünya ve Olimpiyat şampiyonu Ramazan Şahin 66 kilodaydı. Bu soğumama sebep olan bir faktör.
Diğer faktör ise antrenmanlar çok ağırdı her saniyesinden nefret ediyordum kaytarmakta üstüme yoktu. Çok çalışmadığım için yeniliyordum ve artık ruhsuz güreşler yapmaya başladım. 23 yaşımda aslında bir güreşçinin en verimli yaşlarında ben güreşi bıraktım. Hala rüyalarımda olimpiyat şampiyonu olsam da bu iş benden geçti. Artık güreşimi izleyenlerden beklentim yazılarımı okumalarıdır. Haftaya görüşürüz gençlik…












