14 Nisan 1930’da Tokat’ın Güryıldız kasabasında doğan Ali Yücel 1942 Tokat depreminde annesini babasını kaybettikten sonra kimsesiz kaldı. Deprem incelemesi için Tokat’a gelen dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ziyaretleri sırasında Kazım Orbay Paşa’nın dikkatini çeken Ali Yücel ‘kimsesiz kaldığını yardıma muhtaç olduğunu’ söyleyince Kazım Paşa ‘Bu yavruyu askeri okula yazdırın’ diye emir verdi. Fakat, Ali'nin eni ve boyu okulun standartlarının çok altındaydı. Kavruk bir çocuktu. Ali'yi sanat okuluna yazdırdılar. Ama haylazlığı yüzünden iki yıl aynı sınıfta çakınca okuldan ayrıldı. Çünkü, Türkiye Başpehlivanı Tekirdağlı Hüseyin'in oğlu arkadaşıydı ve habire okuldan kaçıp güreş seyrine gidiyorlardı.
Etimesgut Uçak Fabrikası’nda işe başlayan Yücel, aynı zamanda, Ankara Demirspor, Ankaragücü, Tekel ve Ankara Eğitim salonlarında minder güreşinde deneyim kazandı. Ali'nin 2 elbisesi vardı. Birini satıp 1947’de İstanbul'a geldi ve Gureba Hastanesi'ne marangoz çırağı olarak işe girdi. Bir gün, 100 kiloluk yağız bir delikanlı olan hastane aşçısıyla iddia üzerine güreş tuttu ve 40 kiloluk sıska bedeniyle aşçıyı bir dakikada şilte gibi yere yaydı. Bir güreş tutkunu olan hastane doktoru Muhterem Gökmen'in de ısrarıyla İstanbul Güreş Kulübü’nde tam manasıyla güreşe başladı. Aynı yıl hiç yenilmeden İstanbul şampiyonu oldu.

Üstün tekniği, atak ve kıvrak oyunlarıyla kısa sürede adını duyurdu ve 1949'da milli takıma seçildi. Aynı yıl Türk güreşçilerinin Avrupa'nın çeşitli kentlerine yaptıkları turneye katıldı ve yaptığı sekiz güreşin hepsini kazandı. Yine aynı yıl İstanbul'da düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda serbest stil 52 kg'da bütün rakiplerini yenerek avrupa şampiyonu oldu. 1950'de Stockholm'de yapılan ilk resmi Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonası'nda Türkiye tarihinin ilk dünya şampiyonası finalisti oldu ve dünya ikinciliği elde etti. 1951'de de Helsinki'de ilk kez düzenlenen Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nda 52 kg'da dünya şampiyonu oldu ve "En Teknik Güreşçi" seçildi.
Türkiye’nin ilk serbest güreş dünya şampiyonu unvanını elinde bulunduran Yücel, 1952'de İstanbul Güreş Kulübü'yle birlikte bir güreş turnuvasına katılmak üzere gittiği İsveç'te güreşçi Bektaş Can ile birlikte bir mağazadan saat çalmakla suçlandı. Delil yetersizliği nedeniyle olayın kapanmasına karşın, Türkiye'de yaşam boyu boykot cezasına çarptırıldı. Bundan sonraki yaşamı sıkıntı ve yokluk içinde geçti. Bu cezası 1960'ta Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından bağışlandı. 31 yaşında mindere döndü ama vücudu güreşi çoktan bırakmıştı, başarılı olamadı. Bir süre federasyonda antrenörlük yaptı, bu dönemde Ali Rıza Alan’ın yetişmesine yardımcı oldu. Sonra ortalıktan kayboldu ve kendisinden haber alınamadı.
1970li yıllarda dönemin spor yazarı ve güreşçi dostu Ali Gümüş’ün hatıratına göre Ali Yücel, Ali Gümüş’ü arayarak Bakırköy Akıl Hastanesi’nde yattığını gelip kendisini kurtarmasını istemiştir. Yücel’in yanına gittikten sonra onun belinden su aldıklarını ve dövdüklerini Yücel’in kendi ağzından dinlemiştir. Ali Yücel akıl hastası değildi alkol yüzünden hastaneye düşmüştü. Sonra bir ara sporcu babası olarak bilinen Prof. Hüseyin Kaya Çilingiroğlu tarafından hastaneye yatırılıp ameliyat olduktan sonra yine ortalıktan kaybolan Yücel 1981 yılında Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) spor salonunda alkol komasından ölmüş olarak bulundu.












