"Sesimi duyan var mı?"
Büyük bir felaket ile sarsıldık bir gecede 10 şehir yerle bir oldu. Kelimelerin yetersiz kaldığı yerdeyiz. Deprem 10 ilimizi etkiledi ama tüm ülke olarak yıkıldık. Ateş düştüğü yeri değil hepimizi yaktı. Bedenen Tokat'ta ama ruhen, kalben orda olmak hiç bu kadar gerçek ve çaresiz hissettirmemişti. Sıcacık evimizde ısınmaktan, yemek yemekten utandık. Kardeşlerimiz çocuklarımız bu soğuk kış günü çıplak ayak pijamalarıyla sokakta kaldılar. Bizler burada ısınamadık. Hiçbir şey yapamamak canımı hiç bu kadar yakmamıştı. Yazar Cahit Zarifoğlu'nun bir sözü geliyor aklıma "gönlümün yükünü kaldıramıyorum" insan kendi yükünü değil de başkasının yükünü kaldırınca ağır geliyormuş.
Büyük bir facia yaşıyoruz. Bu felaketin içinde çok güzel insanlık resmi gördük. Organizasyon sorunu olan ülkemizde acil durum halinde el ele vererek organize olduk. Bu ülkeyi ayakta tutan en büyük değerlerimiz ortaya çıktı. Deprem üzerinden 24 saat geçmeden imkânı olanlar deprem bölgesine desteğe gitti. Gidemeyenler de sosyal medya paylaşımları sayesinde spor salonlarına yardım taşıdı. Türkiye 'de ki tüm spor salonları bir anda yardım toplama merkezi haline geldi. Zengini, fakiri herkes destek oldu.
Üyesi olduğum Tokat Kadın Motosiklet Kulübünün tüm üyeleri oradaydı ve diğer dernekler, yardım kuruluşları herkes işini, ailesini bırakıp günlerce gönüllü olarak elinden geleni yaptı.
Çok güzel karelere şahit olduk. Erasmus eğitimi için Tokat' ta bulunan öğrenciler, yaşlı teyzeler, amcalar, çocuklar, genç delikanlılar, genç kızlar, öğretmenler, esnaflar, işçiler tüm gönlü güzel insanlar oradaydı. Büyük bir yardım çuvalını sürükleyerek götürmeye çalışırken bir anda yüküm hafifledi arkamı döndüm yaşlı bir amca çuvalın ucunu tutmuş hadi kızım gidelim dedi. Diğer tarafta siyahi bir genç bir teyze ile beraber yardım paketi hazırlıyor, başka tarafta üniversiteden bir öğretim görevlisi sanayii esnaflarıyla birlikte koli taşıyor. Bizler aslında çok iyi insanlarız sadece kalbimize nefret ve hırs tohumları ektiler. Bizi ayakta tutan değerleri unutturdular. Büyük bir sarsıntı ile evler yıkıldı ama insanlığımız sarsılmadı.
Ekmek herkese yetecekti aslında tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami diyor Neyzen Tevfik.
O kalabalığın içinde bir genç kız ağlayarak elinde bir paket Hatay kömesi dağıtıyordu. Geçen hafta annem Hatay'dan gönderdi dedi ve bana da uzattı annesini soramadım içim parçalandı lokmalar boğazımda düğümlendi aç olduğum halde yiyemedim.
Su, yiyecek ve kıyafet dolu tırlar art arda yola çıktı. Bir Fransız gazeteci şöyle bir başlık atmış. "Türkler çıldırmış olmalı" yardım tırları frensiz gidiyor.
Ağzında bir damla su ile yangına su taşıyan karınca misali tüm insanlar seferber olduk. Din, mezhep, dil ve ülke insanlığın önüne geçemiyor. Bu yaşadığımız tarif edilemez bir acı birçok kötü insanları da gördük, duyduk ama iyilikler daha ağır bastı. Zaman ne siyaset yapmanın, ne de ideolojik kavganın ne de dini tartışmanın zamanı, sadece birlik zamanı ve sadece bu günümüzü değil geleceğimizi de kurtarmaya çalışıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk "Hatay benim şahsi meselem" demişti. Artık hepimizin meselesi sadece Hatay değil depremde zarar gören tüm şehirler bizim meselemiz. Hep birlikte bu yaraları sarıp ayağa kalkacağız. Allah yeniden başlayanların yardımcısı olurmuş sözünü unutmadan insanlığımızı kaybetmeden para uğruna kalbimizi karartmadan çalışacağız.
Enkaz altında can veren binlerce insanı hiç unutmayacağız. Çünkü balık hafızalı değiliz. Kurtuluş savaşındaki Kuva-yi Milliye'yi unutmadığımız gibi bu günleri de unutmayacağız.
Kömür için değil ömür için geldik diyen madenciler, keşke bir kepçe olsam diyen Haluk Levent, kumbarasında ki tüm parayı bağışlayan çocuklar, gönüllü giden sağlık çalışanları, hiç tanımadıkları insanlara yardım eli uzatanlar evet acımız çok derin bu enkazı hep birlikte kaldıracağız
Peki ya gidenlerin ardında kalanlar, ailesiz kalan çocuklar, evlatlarını kaybeden anneler, babalar onların acıları hiç dinmeyecek. Bizler bu felaketi telefon ve televizyondan izledik. Cam bir ekrandan gördüklerimiz bizlere ağır geldi. Oradaki insanlar birebir yaşadılar.
Hiç birimiz eskisi gibi rahat uyuyamıyoruz. Deprem çantamız başucumuzda, ölümün her an kapımızda olduğunu düşünüyoruz. Dünya hayatına ne kadar aldandığımızın farkındayız. Sokaklarda kimse gülmüyor, otobüslerde hiç ses yok insanlar suskun, mutsuz ve korkak olduk. Eskisi gibi olamayız. Zamana ihtiyacımız var. Tedbirlerimizi alıp toparlanmalıyız. Daha çok işimiz var 10 şehri yeniden kurup kardeşlerimizin yaralarını beraber saracağız. Geçmiş olsun güzel ülkem.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Cahit Sıtkı TARANCI












