Zaman su gibi akıp geçiyor. İş telaşı, çocukların okul telaşı, ev temizliği hep bir koşuşturmaca, bazen zaman yetmiyor değil mi? Birisi nasılsın diye sorduğunda gerçek cevabı düşünmeden "aynı işte koşuşturmaca devam" diyoruz.
Yirmi yaşlarına kadar zaman geçmek bilmez. Hep bir büyüme arzusu vardır. Ama yirmiden sonra arkasından atlı kovalıyor gibi ilerler zaman. Geçiyor işte deriz ya bir bakmışız geçen biziz. Geçen her gün ömürden gidiyor fark etmiyoruz.
Her şeyi erteliyoruz çünkü zaman yetmiyor. Bahane hazır "vakit olmadı" diyoruz. Yarınlara bırakıyoruz. Sevgileri yarınlara bırakıyoruz, gelecek hayallerimizi de yarınlara bırakıyoruz, okumayı çok istediğimiz bir kitabı da yarınlara bırakıyoruz, gitmek istediğimiz, görmek istediğimiz o yeri de yarınlara bırakıyoruz. Sonuç ne peki insanlar ya depresyonda ya da sorunları var. Stresli, mutsuz, umutsuz. Sonra diyoruz ki beni kimse anlamıyor. Zaten kimse kimseyi anlayamaz. Kişi kendi karakterini anlasın o yeter.
Eğer ki yeniden başlayabilseydik neler değiştirirdik hayatımızda. Aslında bunu anlamak için hepimizin bir fırsatı oldu tabi fark edebilenlere.
Çok değil daha yeni atlattık. Hayatın durduğu, yılların telaşının, koşuşturmacanın durduğu, birçok insan için hayatın değerini anladığı o günlerden yeni geçtik. Her şeyin kıymetini anladığımız o günler, hatta sokakta özgürce yürümenin özlemi içindeydik. Evde hapis hayatı yaşadığımız korona günleri. İş hayatımız durdu, okul hayatımız durdu, arkadaşlarla toplanıp bir bardak çay içemez olduk. Büyüklerimizi ziyarete gidemedik. Parklar bahçeler çocuksuz kaldı. İş yerleri kapandı. O hep şikâyet ettiğimiz trafik de durdu. Çocuklarımıza sarılıp öpemedik. Kimi bir odada karantinada kaldı kimileri bir hastane odasında. Sevdiklerimizi kaybettik. Maksadım o kötü günleri hatırlatmak değil ders aldık mı? Hayatımızın özgürce yaşamın önemini anladık mı?
Hepimiz evden dışarı çıkmak için bahaneler aradık. Marketlerin açık olduğu saatlerde bir ekmeği bahane edip sokağa çıktık. İtiraf edeyim bende yaptım, bisikletimin sepetine bir ekmek koyarak Karşıyaka’dan Sivas caddesine kadar bisikletle gezdim.
Tüm insanlarla aramıza sosyal mesafe koyduk, birbirimizden korktuk, soğuduk. Tabi ki biz böyle olsun istemedik. Hayat yeniden başlamamız ve yaşamın önemini anlamamız için bizlere bir ders verdi.
Amerika'nın oyunu diye iddia edenler oldu. Çin'de yarasa yiyen insanlar suçlandı. Kıyametin geldiği söyledi. Şimdide domuz gribi salgını iddia ediliyor. Kime, neye, nasıl inanacağımızı şaşırır olduk.
Sağlık sorunları yetmiyormuş gibi bir de ekonomi alt üst oldu. Markette elimize aldığımız ürünü sepete atarken düşünür olduk. Bu krizi fırsata çevirenler oldu. Sanırım halk olarak hepimiz güçlendik. Yıkılmadık ayaktayız diyoruz. Güçlü duran insana daha çok yüklenilir ya galiba öyle oldu. Ama unutmayalım ki "Kurt bu kışı geçirir de yediği ayazı unutmaz" hepinize önce sağlık, mutluluk ve bol kazançlı günler dilerim. Umudumuzu yitirmeyelim.
Yazımı Mevlana'nın güzel bir şiirinin bir bölümü ile tamamlamak istiyorum.
Üzülme! Dert etme can!
Görebiliyorsan,
Dokunabiliyorsan,
Nefes alabiliyorsan,
Yürüyebiliyorsan,
Ne mutlu sana!
Elinde olmayanları söyleme bana
Elinde olanlardan bahset can!
Üzülme!
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğini her ne ise
Bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış
Bil ki Güzellikler de var bu hayatta
Gelgitlerin olmadığı bir
Hayat düşünebilir misin?
“Hüzün olgunlaştırır”
“Kaybetmek sabrı öğretir...”















