En iyi fotoğraf derken neyi kast ediyoruz hiç düşündünüz mü? En iyisini en takdir edilesi fotoğrafı milyarlık makine mi çeker? Yoksa içinde bulunduğunuz ruh haliniz mi? Yaşayamadıklarımız özlemlerimiz mi?
Kaybettiklerimizi tek bir kareye toplayın desem nasıl bir fotoğraf hayal edersiniz acaba?
Ben bunun cevabını sanırım buldum. Sosyal medyada da hep geçmişimle yaşamaya sanırım bu yüzden başladım. Gezilerim de hep binlerce kare fotoğraf çekmiş ama bunları işlemeye başladığım da elimde bir elin parmakları kadar fotoğraf kaldığını fark ettim. Zifiri karanlıkta, PC’mi açıp, kulaklığımda çalan müziğin notaları her vurduğun da işlediğim fotoğraflara renk renk nasıl yansıdığını fark ettim...
Her bir kare için saatlerce uğraşmak yerine o an ki ruh halime göre fotoğraf işlemeye karar verdim. Çocukluğuma götüren kareler, 90li yılların müzikleri ve pastel tonda renkler hep bir içimdeki hüznü dışarı yansıtmamı sağladı. En iyi kareyi yakalamak için Son sistem makinalar, doğanın renkleri, tüm materyaller hepsi mevcut olsa da o mekânda yaşanmışlık olmayınca tüm karenin kalitesi bir anda gözümde silinmeye/gitmeye başladı...
Bende size bu hafta bunu anlatmak yerine hissettirmek istedim. Tek bir kare fotoğraf ve onlarca his...
Hepimizin yaşadığı ama anılarında kalan o kare. Bahçeli köhne bir ev, Rüzgâr da kurumaya bırakılan elbiseler... Annenin kapısının önünü çalı ile süpürmesi, çocuğun toprakta oynaması ve yokluk...
Hepimizin geçmişe dönüp bir daha yaşamak istediği o anlar.
Şimdi soruyorum size şu hissi size en iyi makinemi verir yoksa özleminiz mi?
Kaybettikleriniz mi? Yoksa bir daha yaşayamayacaklarımız mı? Ben size söyleyeyim! An'ı yaşadıklarımız verir.
Haftaya görüşmek üzere...















