Fotoğrafın gerçek dünyadaki görünümleri birebir kopyalaması, onun bize gerçeği aktardığı fikrini düşünmemize yol açar. 1800’lerin başında Niépce ilk kez bir fotoğraf baskısı yapmayı başardığında, herkes artık bir gerçekliğin kayıt altına alındığına emindir. 1840’larda ise ilk kez negatif fotoğraf üzerinde rötuş yapma tekniği gelişince işler biraz karışır. Bir fotoğrafçı, biri rötuşlu diğeri de orijinal olmak üzere fotoğrafın iki versiyonunu Paris’te bir fuarda sergiler. Toplum ilk kez fotomontajla karşılaşmıştır ve fotoğrafların da yalan söyleyebileceği gerçeğiyle yüzleşmiş olur.
Böylelikle, fotoğrafta gerçeklik olgusu sonu hiç gelmeyen bir tartışma konusu haline dönüşür. Fotoğrafın, salt gerçeği yansıtmak diye bir yükümlülüğünün olmadığı kolaylıkla anlaşılabilir. Kurgu fotoğrafçılığı artık bir sanata dönüştü; profesyonelinden amatörüne kadar artık herkesin kullandığı bir teknik haline geldi. Ayrıca Fotoğrafçı gerçeği olduğu gibi aktarma memuru değildir, bir çarpıtılmış gerçeklik yaratma özgürlüğüne sahiptir. Öte yandan bu durum, onun inanılırlığını da temelden sarsar. Sosyal medyaya bakın, filtrelerle pürüzsüzleştirilip gençleşmiş ciltler, inceltilmiş bedenler... Neredeyse kimsenin fotoğrafı gerçekte olduğu gibi değildir. Kişi kendini olduğu gibi değil, olmak istediği gibi görür ve gösterir.
FaceApp ile sosyal medya burnundan gözüne kaşından kilosuna kadar her şeye ayar verenleri de görebilirsin, Photoshop ile olmadığı bir yer olmuş gibi fotoğraf paylaşanı da... Bende bugüne örnek olsun diye düzenlediğim iki fotoğrafı paylaşıyorum…















